Atatürk’ün büyük eseri Nutuk’ta “Akbaş Kahramanı” olarak anılan Kaymakam Hamdi Bey, cesareti, çalışkanlığı ve üstün hizmet anlayışı ile sivrilmiş, vatan borcunu canıyla ödemiş, şehit idarecilerimizdendir.
1968-1970 yılları arasında Kırklareli’nde görev yaptığımız sırada, Demirköy eski Kaymakam Hamdi Bey hakkında ilk elden bilgi derlenmiş, bir yıl gibi kısa bir hizmet döneminde köklü çalışmalara giriştiği, pek çok eseri gerçekleştirdiği saptanmıştır.
Hamdi Bey, Kolağası (Önyüzbaşı) İbrahim Bey’in oğludur. 1886 yılında Köprülü’de doğdu. Küçük yaşta babasından yetim kaldığından dayısı Celâleddin Bey’in yanında büyüdü. Köprülü Rüşdiyesi’nde orta, istanbul Mercan idadisi’nde lise öğrenimini tamamladı. 12 ağustos 1910′da Mülkiye’yi “Pekiyi” derece ile bitirdi. Eylül 1910′da, Türkiye’de ilk defa açılan İhtiyat Zabit Mektebi’ne gönüllü olarak girdi. Kıt’a hizmetini tamamlayarak Eylül 1912′de terhis edildi.
Ekim 1912′de, yakın arkadaşı ve hemşehrisi Şakir (kesebir) ile birlikte Kosova Vilâyeti Maiyet Memurluğu’na atandı. Bu görevde iken 8 Ekim 1912′de Balkan Harbi’nin başlaması üzerine Aralık 1912′de orduya katıldı. Savaşın sonuna kadar Yedek Teğmen olarak cephede çarpıştı. Edirne’nin Bulgarlardan geri alınması üzerine, Ocak 1914′de 2000 kuruş maaşla Kırklareli Demirköy Kaymakamlığı’na tayin olundu.
Hamdi Bey Demirköy’den sonra Eylül 1915′te Malkara, Mart 1916′da Keşan, Temmuz 1916 ‘da Sındırgı, Ocak 1917′de Edremit Kaymakamlığı’na getirildi. Edremit’te iki yıla yakın çok başarılı bir hizmet görmesine rağmen, 9 Nisan 1919′da Damat Ferit Hükümeti tarafından “ittihatçı” olduğu gerekçesiyle azledildi. Bunun üzerine bir süre, Ayvalık’ta Millî Mücadele’nin ilk kurşununu atan Ali (Çetinkaya)’nın yanında, bir süre de Burhaniye Kaymakamı Salim (Özdemir)in yanında fiilen mücadeleye katıldı. Bundan sonra Balıkesir Kongresi’ne Edremit delegesi olarak iştirak etti ve Mekez Heyeti’nde görev aldı. 30 Aralık 1919′da bu heyetin kararıyla Biga Kaymakamlığı’nda görevlendirildi.
II. HİZMETLERİ
1. Demirköy Kaymakamlığı
Derlenen bilgilere göre Hamdi bey, otoriter ve son derecede çalışkan bir kimsedir. İlçe halkının huzuru ve mutluluğu için geceyi gündüze katarak çalışır. Gözde atıyla ilçe köylerini düzenli bir şekilde gezerek halkın ihtiyaçlarını yerinde saptar ve bunların karşılanması yollarını arar. İlçe merkezi halkının ihtiyaçlarına da aynı içtenlikle eğilir, imkânları harekete geçirmek için çaba sarfeder. Esnaf sıkı bir şekilde denetler. Boş duran kimseleri uyarır, onları çalışmaya sevkeder. İlçenin ana sorunlarını ele almaya ve bunları bir program uyarınca gerçekleştirmeye özen gösterir.
İğneada ve Yeniceköy yolları, Onun gerçekleştirdiği köy yollarının başında gelir. Bu yolların güzergâhını bizzat çizmiş, köprülerde ve diğer inşatta kullanılan keresteyi Karşıdere üzerine kurdurduğu su bıçkılarında hazırlatmıştır. Yakın zamana kadar Hükümet Konağı olarak kullanılan bina da O’nun eseridir. Binanın plânını kendisi çizmiştir. İnşaatta Türklerle birlikte Rum usta ve mükellefler de çalışmıştır. Konağın ve diğer resmî yapıların kiremit ihtiyacını karşılamak üzere kiremit ocakları açtırmıştır.
Hamdi Bey, Milli Eğitim konularına da önem vermiş; köylerde okul sayısını artırırken merkezde yatılı bir okulu hizmete açmıştır. Demirköy’de bir de cami yaptırmıştır.
Camiinin açılış töreninde Edirne Valisi Hacı Adil Bey de katılmış, fakat dönüşünde, 23 ağustos 1915 tarihinde müessif bir olay olmuştur. Vali, beraberinde oğlu, maiyet erkânı ve Kaymakam Hamdi bey olduğu halde, bu gün “Vali Mezarı” denen yere geldiği zaman Rumların teşvikiyle harekete geçen beş kişilik Bulgar çetesinin ateşine uğramış, atılan kurşunlardan biri Valinin oğluna rastladığından ölümüne sebep olmuş ve şoför yaralanmıştır. Bunun üzerine arabadan atlayarak mevzi alan Hamdi Bey, çete ile müsâdemeye girişmiş, bunlardan birinin ölmesi ve silâh sesini duyan jandarma süvarilerinin yetişmesi üzerine çete dağılmıştır.
Vali Hacı Adil Bey Edirne’ye döndükten sonra 26 Ağustos 1915 tarihli gizli bir emirle, suikast olayı ile ilgili olanların Divân-ı Harb’e sevkedilmeleri ile birlikte Demirköy, Yeniceköy, Beğendik, Evrencik ve Üsküp köyleri ile çevrelerindeki bütün çiftlik ve mandıra ahalisinin taşınabilir mallarıyla kafileler halinde Tekirdağ’ına gönderilmesi istenmiş ve bu emir uygulanmıştır.
Ulusal Kurtuluş Savaşı boyunca sıkıntıların başında, silâh, cephane ve malzeme sağlanmasında katlandığımız zorluklar gelir. Gelibolu yakınlarında Fransız işgal kuvvelerinin korumasında bulunan Akbaş Deposu’nda çok miktarda silâh ve cephane bulunuyordu. Tümen Komutanı Albay Kâzım (Özalp) Bey, bu depoya baskın yapma, silâh ve cephaneleri Anadolu’ya kaçırma görevini, cesaretini ve vatan sevgisini yakından bildiği hemşehrisi ve arkadaşı Hamdi Bey’e verdi.
Hamdi Bey ilk iş olarak halktan, millî duygularına, cesaret ve yeteneklerine güvendiği 19 kişi seçti. Diğer ihtiyaçlar da karşılandıktan sonra Hamdi Bey arkadaşları, iki günlük yorucu bir yolculuktan sonra Lapseki’ye geldiler. Lapseki Kaymakamı Hasan Basri Bey, Hamdi Bey’in öteden beri sevdiği, güvendiği bir arkadaşıydı. Durumu öğrendikten sonra Hamdi Bey’ye balıkçılar ve motorcular kâhyası Hasip Ağa’yı tanıttı. Hasip Ağa çevreyi iyi bilen, sevilen sayılan, cesur ve vatansever bir kişiydi. Hamdi Bey’e gerekli bütün bilgileri verdi ve denizle ilgili hazırlıkları yaptı.
Ertesi günü akşam vaktiyle saat 22.00′de, Hamdi Bey ve arkadaşları dört sala beşerli olarak yerleşip “Eski İskele” denen yerden uzaklaştılar. Kıyıda kendilerini Kaymakam Hasan Basri Bey ile Hasip Ağa uğurladı ve bu kutsal görevin başarısı için dua ettiler.
Ocak ayının bu mehtaplı gecesinde, ortalık alabildiğine aydınlık ve soğuktu. Deniz, küçük dalgalarla çırpınıyordu. Hamdi bey, eski günlere dalar gibi olmuştu. Sallarla Rumeli’ye geçen atalarını düşünüyor, gözerinin önünde o parlak fetih günleri canlanıyordu…. Fakat bu seferki geçiş öncekilere hiç benzemiyordu. Bu gizli gece yolculuğu, Ulusal Kurtuluşumuz için gerekli olan silâh ve cephaneyi “kendi evimiz”den kaçırmak için yapılıyordu. Hamdi Bey’in içinde volkanlar kabarıyor:
“Canı yanan kuzu, kurdu geçermiş; öyleyse ya canı yanan kurt ne olur?” diye kendi kendine söyleniyordu.
Hamdi Bey ve arkadaşları 3-4 saatlik bir yolculuktan sonra Gelibolu kıyılarına ulaştılar. Hamdi Bey çevreyi dürbünle dikkatle taradığı zaman gördüğü manzara şu oldu: Cephanelikle kendi aralarında bir kilometreden az bir uzaklık vardı. Cephanelikten 500 metre kadar açıklıkta çadırlar kurulmuştu. Çadırların önünde nöbet bekleyen süngülü erler farkediliyordu.
Hamdi Bey plânını arkadaşlarına açıkladı: Nöbetçilere doğru sürünerek ateş menziline kadar ilerlenecek, nöbet değiştirme amacıyla çadırlar önünde toplanıldığı zaman, Hamdi Bey’in vereceği emir üzerine hep birlikte ateş edilecekti. Plân aynen uygulandı. Karşıda saf tutmuş nöbetçilerden yarısı ilk yaylım ateşiyle yere yıkıldı. Kurtulabilenler yakındaki kale harabesinin taşları arkasına sığındılar. Görünürde canlı hedef kalmayınca ateş kesildi. Çadırlardan da silâh sesleri gelmez olmuştu. Bu durumda kalkıp yürümek ölümü göze almaktı. Hamdi Bey yanındakilere tetikte olmalarını, Fransızların meydana çıkması halinde ateş edilmemesini söyleyerek harabelere doğru ihtiyatla sürünmeye başladı. Sesini duyurabilecek bir yere ulaşınca Fransızca olarak şöyle haykırdı:
“Fransızlar, dikkat… Fransızlar, dikkat!… Şayet çıkıp teslim olursanız, bizden hiç bir zarar görmeyeceksiniz. Silâhlarınızı atıp, ellerinizi havaya kaldırmış olarak meydana çıkın!…”
Bir iki dakika bekledikten sonra Hamdi Bey tekrar seslendi:
“Fransızlar, dikkat … Fransızlar, dikkat. Size Türklük şerefim ve insanlık namusum üzerine söz veriyorum; teslim olan hiç bir zarar görmeyecektir. Öteki istikametten gelen kuvvetler tarafından imha olunmadan bize derhal teslim olunuz!…”
Çok geçmeden ortaya elleri havada bir adam çıktı. Bu bir subaydı. Onu ötekiler izledi. Böylece kan dökülmeden çok önemli bir görev başarılmış oldu.
Bundan sonra, canları bağışlandığı için sevinç içinde olan esir Fransızların da yardımıyla Akbaş Deposu’ndaki silâh ve cephaneler akşama kadar kıyıda bekleyen sallara taşındı. Ele geçen tüfek sayısı 8000, Mitralyöz sayısı 40 ve cephane miktarı 2000 sandığı buluyordu.
61. Tümen Komutanı Miralay Kâzım (Özalp) Bey, bu büyük başarıyı Heyet-i Temsiliye Reisi Mustafa Kemal Paşa’ya 28.1.1920 tarihli şifreyle bildirmiştir. Bu çok sevindirici Habere Mustafa Kemal Paşa aşağıdaki cevabı vermiş ve bütün Millî Müdafaa Merkez Teşkilâtı’na bir genelge ile duyurmuştur.
“Balıkesir’de 61. Fırka Kumandanı Kâzım Beyefendiye, 28.1.1336 tarihli şifreye cevap:
Köprülü Hamdi Beyin fedakârane ve cesûrane hareketle elde ettiği şanı şükran muvaffakiyetinden hâsıl olan teşekküratımızın Muamileyhe tebliğine delâlet buyrulmasını rica eder, böyle azim ve muvaffakiyete sebep olan Zât-ı Birâderanelerini tebrike şitâb eyleriz.
Ankara, 29.1.1336 Heyet-i Temsiliye Namına
Mustafa Kemal”
3. Şehit Edilmesi
Bundan sonra Hamdi bey, Cepheneye asker sevki için,terhis edilmiş bazı sınıfların silâh altına alınması hususunda emirler verdi. Toplananlar Akhisar ve İzmir Cephelerine sevkediliyorlardı. “Adeta yeniden bir Seferberlik manzarası göze çarpıyordu.” Bu arada ayrıca, para yardımı için, büyüklüklerine ve zenginliklerine göre köyler üzerine bir salma yapılmıştı. Salınan paraların bir hafta içinde toplanarak getirilmesi hususunda muhtarlıklara kesin talimat verildi, aksi takdirde köylerinin yakılacağı bildirildi.
Salınan para bazı köylerin veremeyeceği kadar ağırdı; köylüyü bir düşüncedir almıştı. Tam bu sırada Anzavur Ahmet ortaya çıkarak bu uygun ortamdan yararlanmanın yollarını aradı. Anzavur Ahmet, vaktile Kafkasya’dan gelerek Biga’ya yerleşmiş olan Çerkezlerdendi. Eskiden Çakırcalı Efe’nin takibinde bulunduğunu, yararlıklar gösterdiğini söylerdi. Saray’a bir kaç güzel kız hediye ettiği için Jandarma Yüzbaşılığı ile taltif edilmiş, Kütahya J. Tabur Komutanlığı yapmış, sonradan kadro dışı bırakılmıştı. Sözü edilen tarihte Biga’da oturmakta ve iki baş koşu atıyla koşuculuk yapmakta idi. Bir ara İstanbul’a çağrılmış; kendisine Biga ve Bandırma havalisinin Kuvâ-yı Milliye’den temizlenmesi için “Kuvâ-yı Muhammediye” komutanı ünvanı verilerek geri gönderilmişti.
Anvazur Ahmet, köy köy dolaşıyor, Hamdi Bey ve Kuvâ-yı Milliye aleyhine konuşmalar yapıyordu:
“Beni buralara Padişah gönderdi. Kuvâ-yı Milliye denen harekât eşkiyalıktan başka bir şey değildir.” diyordu.
Mustafa Kemal Paşa hakkında da şunları söylüyordu:
“Mustafa Kemal vatan hainidir, askerlikten kovuldu, cezadan kurtulmak, canını kurtarmak için de İstanbul’dan kaçtı; Pâdişaha isyan etti. İstanbul dahil bütün Anadolu işgal altındadır. Memleket bu durumda, yani İtilâf Devletlerinin elindeyken Mustafa Kemal’in yaptığı hareket memleketi büsbütün mahvedecek bir isyandan başka bir şey değildir. Bütün topraklarımız elimizden gidecek, yurtsuz kalacağız. Bunun için onlara karşı silâha sarılmayız. Eğer Kuvâ-yı Milliye denen teşkilâta silâhla karşı koyarsanız, onların haracından kurtulduğunuz gibi tekrar askere gitmekten de kurtulursunuz. Siz burada bir müddet dayanın; ondan sonra Padişah İstanbul’dan ordu gönderecek, onların hepsini imha edecektir.” diyor ve koynundan bir Kur’an ile bir Ferman çıkararak şöyle devam ediyordu: “Kuvâ-yı Milliyeye iltihak edenler idam edilecektir. Bu teşkilâta katılmamaya Kur’an üstüne yemin ediniz.”
Anzavur’un, Gönen ve Manyas’ın Çerkez köylerinde de fesat tohumlarını ekmekte olduğunu öğrenen Hamdi Bey, yapılan kötü telkinleri boşa çıkarmak amacıyla, o bölgeye bir “Nasihat Heyeti” göndermişse de beklenen sonuç alınamadığı gibi, Anzavur sonradan, heyette bulunan saygın kişileri birer birer öldürtmüştür.
Kara Hasan çetesinin ele geçmeyen adamları ile Çerkez ve Pomaklardan oluşan bir heyet, bir gece Gönen köylerinde bulunan anzavur’a giderek:
- Bize bir akıl öğret,bu işe bir çare bul, dediler.
- İstenen parayı verebilecek misiniz?
- Hayır, veremeyeceğiz.
Anzavur bunun üzerine göğsündan bir Kur’an ile Fermanı çıkardı:
- Öyleyse, dedi, şu Ferman gereğince silâha sarılın. Kuvâ-yı Milliye’ye silâhla karşı koyacağınıza Kur’an üstüne yemin edin. Ben de sizin önünüze düşerim. Bu eşkiya sürüsünü sürüp çıkarmak için hem Padişahtan, hemde İngilizlerden her türlü yardımı görürsünüz.
Heyettekiler etkilenmişti. Anzavur’la birlikte Biga’ya döndüler. Bu duruma göre Anzavur, Biga köylüleri tarafından göreve davet edilmiş oluyordu. oysa bu, anzavur tarafından düzenlenen plânın bir parçasıydı. Biga’ya, haftalık pazarın kurulduğu bir pazartesi günü baskın yapılacaktı. Böylece, köylüler elini kolunu sallayarak rahatça kasabaya girecek, baskın içerden de desteklenecekti.
13 Mart 1920 Pazartesi günü erkenden Belediye’ye gelen Hamdi bey, az sonra bir yaylım ateşi duydu. Kısa bir soruşturma üzerine, silâh seslerinin, cepheye sevkedilmek üzere Debboy’da bekleyen erlerle Kaldırımbaşı ve Savaştepe yönünden dalgalar halinde gelen ‘baskıncılar’ arasındaki çatışmanın sonucu olduğu anlaşıldı. Hamdi bey, yanına Kâni Beyi ve birkaç atlıyı alıp Debboy’a vardığı zaman durumun, umduğundan da fena olduğunu anladı. Atlı, yaya binlerce kişi şehre doğru sel gibi akıyordu. Hamdi Bey derhal “Silâh başına emrini vermişse de Biga’lı erlerin hemşehrilerine öldüresiye ateş etmeleri olanaksızdı. Zaten sayıları da karşıdakilere göre pek azdı.
Hamdi Bey, mücadeleyi kaybettiğini anlayarak Kâni Bey’* şu emri verdi:
“Hemen hapishaneye koş, Kara Hasan’ı ve arkadaşlarını temizle. Bu hususta jandarma Komutanından yardım istedi.”
Kâni Bey J. Komutanlığına gelerek durumu komutana bildirmişse de Komutan herhangi bir harekette bulunmadı. Bunun üzerine Hamdi Beyin emrini Kâni Bey bizzat yerine getirdi. Tam bu sırada Anzavur kuvvetleri şehre giriyorlardı. Durumu öğrenince Kâni bey’i aramaya başladılar. Bu arada, Jandarma koğuşunda sıtmadan yatan üç eri şehit ettiler. Dairesinden çıkmakta olan Jandarma Komutanını da aynı şekilde şehit ettiler. Kâni Bey’in saklandığı Rum evini haber alarak orayı sardılar. Kâni Bey, üzerindeki paraları evin kızına verip tavan arasına çıktı ve üstündeki gizli evrakı yok etti. Bütün mermilerini kullanıp tek bombasını da savurduktan sonra son kurşunu beynine sıkmak suretiyle hayatına son verdi.
Hamdi Bey’in başına gelenler daha acıklı ve yürek paralayıcıdır. O, Debboy’daki savunmanın ümitsiz olduğunu, isyancıların şehre sel gibi aktığını görünce hayvanına atlayarak Yenice Nahiyesi yönünde kaçtı. Amacı, birkaç gün önce 40 kadar atlıyla, Yenice köydeki silâh deposundan cepheye silâh sevketmek üzere bu köye giden Dramalı Ali Rıza Bey’le birleşmekti. Ne çare ki, Hamdi Bey’in izini kısa zamanda bulan isyancılar onu, sıkı bir şekilde takibe başladılar. Aynı zamanda Gâvur İmam denen Pomak eşkiya da Hamdi bey’i izlemiş ve Onu İnova’da yakalamıştı. Önce elbiselerini soyarak bir iç donu ve bir gömlekle bıraktılar. Sonra da yalınayak yürüterek, sırtına binerek türlü işkencelerle şehrin yakınına kadar getirdiler. Millî duygudan yoksun bu kudurmuş insanlara Hamdi Bey, sadece hakettikleri ağır kelimelerle karşılık verebiliyor ve şöyle haykırıyordu:
“Kuvâ-yı Milliye ölmeyecektir. Kuvâ-yı Miliye ben değilim, bütün millettir. Ne zaman olsa benim intikamım sizden alınacaktır….”
Sonunda Pomaklar Hamdi Bey’i şehit ettiler. O haliyle Biga’ya getirip ayaklarına ipler bağlayarak çarşıda ve sokak aralarında sürüklediler… Ertesi gün Anzavur, dişten tırnağa silâhlı koruyucularla gösterişli bir şekilde şehre girdi…
Atatürk, Büyük Nutuk’ta bu olayı şöyle özetlemiştir:
“Efendiler, hemen aynı günlerde Anzavur, Balıkesir ve Biga havalisinde oldukça mühim vaziyetler ihdasına muvaffak olabilmişti. Başına külliyetli miktarda adam toplamıştı. Karşısına gönderilen henüz pek körpe ve çok az miktardaki mili kuvvetler ile Biga’da kanlı bir muharebe oldu. Anzavur galip geldi. Kuvvetlerimizi dağıttı. Top ve mitralyözlerimizi gasbetti. Askerlerimizi ve zabitlerimizi esir ve şehit etti. Akbaş Kahramanı Hamdi Bey de bu şehitler arasında idi.”
III. KİŞİLİĞİ
Hamdi bey, başarılı bir idareci, cesur bir asker, duygulu bir insandı. Kendisini yakından tanıyan hemşehrisi Kâzım (Özalp) O’nu şiir yazan, yağlı boya vekarakalem resim yapan, piyano, keman, ud ve tanbur çalan bir san’atkâr; şık ve temiz giyinen, zeki, bilgili, görgülü, kibar, nükteli ve daima neş’eli bir insan olarak tanıtmaktadır.
Memleketin kendisinden daha pek çok hizmetler beklediği bir dönemde vatan hainleri tarafından şehit edilen Hamdi Bey, bugün bütün milletin kalbinde yaşamakta; Kırklareli İli Merkez İlçesinin “Hamdibey Mahallesi”, Demirköy İlçesinin “Hamdibey Köyü”, Balıkesir İli Edremit İlçesi “Şehit Hamdi Bey Stadyumu” ve Çanakkale İli Yenice İlçesi “Hamdibey Bucağı” dolayısıyla her an anılmaktadır.
KAYNAKÇA
- Mehmet Aldan, Akbaş Kahramanı Hamdi Bey, Kırklareli Gazetesi, 6 Ocak 1970.
- Mehmet Aldan, Hamdi Akbaş, İdarecinin Sesi Gazetesi, Şubat 1970.
- Ali Çankaya, Yeni Mülkiye ve Tarihi ve Mülkiyeliler, Ankara 1969.
- Kâmil Su, Köprülü Hamdi Bey ve Akbaş Olayı, Ankara 1984.
http://www.mudafaai-hukuk.com.tr/arsiv/subat02_15.html
